Kafam şuna takıldı: Kentin içindeki ruhsuz varoş kaçkını, sonradan görmelere… Herkes kentli ve gerçek entelektüel; egolar şişmiş, samimiyetsiz, olağanüstü artistler
YAYLA KIZININ İSYANI (YAYLAM)
Bu günlerde kafam şuna takıldı: Kentin içindeki ruhsuz varoş kaçkını, sonradan görmelere… Herkes kentli ve gerçek entelektüel; egolar şişmiş, samimiyetsiz, olağanüstü artistler... Rolünü iyi oynayamayan aktörler var; parasının, kariyerinin, koltuğunun ya da ekonomisinin şovunu yapıyorlar.
Elastik bir dille konuşan, hatta zorlanan, kendi yarattığı yaratığı anlatan; marka ve etiketlerde var olan, başkalarının izini taşıyan, bizim köyde olmayan insanlar… Bir arkadaşım yaylamıza geldiğinde, “Sen nasıl bu kadar mütevazisin?” demişti. Ben onlar gibi anlatamıyorum; organik, susuz süt… (Rahmetli Zahide halam: adaletin ve dürüstlüğün simgesi. Ya da Münevver teyzem…) Koşulsuz veren, paranın konuşulmadığı, hatta bilinmediği ilişkiler… Yumurtamız kıpkırmızı. Bahçeden topladığımız meyve ve sebzeler… Topraktan yayılan salatalık ve fasulye kokusu, tüm evrene karışır. İşte bu yüzden, içimdeki köylü yanıma hasretim.
Ben sabah kalkınca, annemle babam ne Edith Piaf ne de Luciano Pavarotti dinlerdi. Arabesk de çalmazdı evimizde. Belki de bu yüzden her türküyü sevmiyorum. Osman abin evde mi? Evreşe yolları mı? Yoksa Muzaffer Akgün mü? Ben bu ezgilerle güne başlamışım… Yine yeşillendi fındık dalları… Fındık sohbetleri… Toprağımı özümseyerek, atama saygı ve sevginin kol gezdiği yürek arazilerinde yetiştim.
Bu yüzden ruhum yalın ve organik. Öyle artistlikler bilmem. Yaylamın verdiği genetik bir güzellik cildime, ruhuma yansımıştır. Toprakla oynarım, sularla dans ederim, hâlâ çok içerim. Ahh, en önemlisi; uğur böcekleri, kuşlar ve ormanın içinde kendi masallarımı yazdım. Ormanda değil, şehir hayatında korkuları öğrendim. Doğaya duyduğum merak, okumayı sevdirdi bana. Kalemimle ruhumu resmettim, doyurdum.
Bir sabah uyandığımda, güneşle sevinçten ağladım. Her renkle, her tonla iç içe yaşadım. Batarken de hüzünlerimi yolcu ettim…
Şükrettim, teşekkür ettim atalarıma. Ya şehirli, sonradan görme, kentli olsaydım? Nasıl aç kalırdı bu güzel ruhum… Seni seviyorum yaylam, Sümbüllü Çerkez güzelim! Sen eğittin beni, ağladığımda güldüren, elimi bırakmayan, beni koşulsuz seven sendin. Senin sevgine doyamadım. Beni çok sevmenle kendine aşık ettin beni, asil kızım! Geliyorum seni sarmaya; yıldızlar, mor eflatun cosmos’larla…
Kıymet Şahin
04 Nisan 2025