Empati ile taraf değiştirmek, karşı taraftan birisi olarak soru sormak, kolaycı fikri sabitlerimizden uzaklaşmamızı farklı ip uçlarını yakalamamızı sağlayabilir
ZOR ZAMANDA YAZMAK !
Bazen siyasi analiz yapmak için empati ile taraf değiştirmek ve karşı taraftan birisi olarak soru sormak, kolaycı fikiri sabitlerimizden uzaklaşmamızı ve çözüm için farklı ip uçlarını yakalamamızı sağlayabilir.
Farzedelim, yıllardır Suriye’de bir Kürt devleti kurma hayali ile önce PKK sonra da YPG, PYD, SDG ( her neyse işte ) saflarında inanmış ve “önderlerine (!)” güvenmiş bir bölücü teröristim.
Suriye’de 70-80 bin (?) kişilik düzenli eğitimli ordumuz ve 700-800 bin kişilik Kürt nüfusa dayalı sosyolojik bir tabanımız var.
ABD arkamızda ve bizi modern silahlarla silahlandırmış ve eğitim vermiş.
İsrail zaten Suriye’de bir Kürt devleti kurmak için ergen hezeyanları içinde baştan beri ve sonuna kadar bizimle.
İran ve Rusya ise Türkiye’ye Esat’ın devrilmesinden beri gıcık, kuyruk acıları var.
Faransa, Almanya ve tüm AB ülkeleri Kürt devleti kurulması hayalini son 40 yıldır görüyor ve bizleri açık ve sürekli destekliyor.
Bütün şartlar ve zaman bizim lehimize iken niçin Suriye’nin kuzeyinde hazır coğrafi bir bölgeyi işaretlemiş ve sınırlarımızı belirlemişken ve haritalarda Suriye’de bir Kürt coğrafyasını tüm Tv’lerde zihinlere kazımışken bu Suriye hükümeti ile anlaşma da nereden çıktı?
Bizden saklanan ne var?
Kimden korkuyoruz?
Suriye’de bir Kürt devletinin ve daha sonra da tüm Kürtlerin birleşmesinin yolunu tam olarak açacak olan, sınırlarını bizim belirlediğimiz kuzey Suriye’de niçin özerklik ilan etmiyoruz?
Suriye’de federatif bir yönetim için ısrar etmiyor kararlı davran mıyoruz?
Satıldık mı yoksa ?
Arkamızda bu kadar güç var iken kimden neden korkuyoruz?
ABD ve İsrail niçin arkamızda durmayarak bizi kendi bayrağımız olmayan bir masaya oturtarak Suriye’nin yeni yönetiminin şartlarını kabul etmeye zorluyor?
Petrol, gaz ve en verimli araziler bizim çizdiğimiz sınırlar içinde.
Niçin buralardan vazgeçiyoruz?
Satıldık mı?
Kimden korkuyoruz ?
Desem haksız mıyım?
Yaptığım sadece basit bir empati !
Efendim zaman kazanıyorlar göstermelik geri çekiliyorlar gizli planları var.
BOP işliyor diyebilirsiniz.
Bugün yapamayıp zaman kazanmak ihtiyacını kimler niçin, neden duyuyorlar?
Tasmalarını ellerinde tutan sahipleri niçin zamana ihtiyaç duyuyorlar?
Bu satırları yazmama sebeb Türk milliyetçisi arkadaşlarımın karmakarışık “Suriye” bağlamında ki iddiaları ve duruşları.
AKP sivil siyasi iktidarı eşittir “Türk Devleti” kabulü siyasi tespit ve düşüncelerimizi bence ciddi olarak enfekte etmekte.
Halbuki ki olaylara bu eşitlikten değil de “Dış politika ve güvenlik bürokrasisinin” kadrolarının görev zorunluluğunun mecbur kıldığı fikri konumlanması noktasından baksak ?
Sınır boylarında ve sınır ötesinde elleri havada “Bozkurt” yapan kahramanlarımızın göğüslerinde ve omuzlarında Türklük sembolleri ile tetik düşüren evlatlarımızın komutanları kim ?
Onların karargahlarında tehdit değerlendirmelerini yapan kurmaylar kimler?
Yaptıkları tehdit değerlendirmelerine karşı tedbir alan ve bu planları sessiz ve de etkili olarak uygulayanlar sivil asker güvenlik bürokrasisinde kimler var?
Hazırladıkları harekat planlarını Erdoğan’a arz ederek onay alan ve gereğini son 10 yıllardır yapanlar hangi devletin ortak aklının temsilcileri ?
Hayati Yazıcı ya da Ömer Çelik’in de içinde olduğu bir karargah mı var acaba ?
Yok yok belki de Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ve Mehmet Nuri Ersoy’da bu karargahın vazgeçilmezleridir.
Veya ismini hatırlamadığımız bir başka AKP’li siyasi sivil kurmaylarıdır (!) ha… ne dersiniz?
Bu ironiyi yapmamın sebebi çok basit.
Eğer AKP iktidarı eşittir “devlet” kabülü ile Türkiye Cumhuriyetinin yönetildiğini kabul edersek o zaman şu soruyu sormamız lazım.
Niçin, Libya’dan, Kafkasya’ya; Somali’den Afganistan’a; Irak ve Suriye sınır ötesi operasyonlarından; Afrika’da Fransa başta olmak üzere AB sömürge devletlerinin geri çekilmek mecburiyetinde kaldığı ülkelerde gelişen Türkiye inisiyatifinin başarısı ile ters orantılı olarak; aynı hükümetin ekonomi de , adalet de, sağlık da , eğitim de , tarım da, gıda güvenliğinde ve sosyal barışı hergün bozan ve tahrip eden siyasi çizgisine sahip sivil kadrolarının aldıkları kararlar ile ortada duran başarısızlıklarındaki çelişkinin varlığını ve gerçek sebebini sorgulamıyoruz?
Aslında bu sorunun cevabı gözümüze girecek kadar önümüzde duran basit bir gerçeği işaret ediyor.
Yeni “umut hakkı” ya da “terörsüz Türkiye” zırvalarını ayrı tutun. O güvenlik ve dış politika bürokrasisinin değil koltuk derdinde, psikolojisi bozuk, teslim olmaya hazır aciz siyasetin, 5. Kol faaliyetleri ile birlikteliklerinin ortaya karışık mide bulandıran bir menüsü. Ama millet yemedi.
Görev ve sorumlulukların “milliyetçi” olamayı gerektiren ve kadrolarının ehil, cesur ve serdengeçti milliyetçiler olduğu zaman ancak başarılabilecek alanlarda “devlet” ebed müddet refleksi ile işlerini düzenlerken; güvenlik bürokrasisinin dışında kalan alanlarda ve siyasi iktidarın kendi sivil kadroları ile partizanca kadrolaştığı ehliyet ve liyakatı değil de bizden olsun gerisi önemli değil cemaatçılığı önümüzde dururken bu farkı bu çarpıklığı hala görmemekte niçin ısrar ediyoruz?
Muhalefet niçin bu çelişkiyi milletin gözünde görünür kılmıyor ?
Her iki farklı faaliyet alanını niçin ayni tencerenin içine atıp kaynatıyoruz ?
Emperyalizmin rahatsız olduğu ve şikayet ettiği hatta restleşmeye gittiği saha güvenlik bürokrasisi ve dış politika değil mi?
Onlarla birlikte paralel muhalefet milliyetçi bir muhalefet olabilir mi?
Dünyada değişen şartlar Türkiye’yi zor bir viraja doğru sürüklüyor.
İhmal edilemez bir husus da şudur.
Türkiye Cumhuriyetinin karşı karşıya olduğu iç ve dış tehditleri önlemenin sadece güvenlik ve dış politika bürokrasisinin görevleri ile sınırlamanın gerçekçi ve doğru olmadığını ekonomi, adalet, tarım ve gıda güvenliğinin de yeni dünya düzeninde ülkelerin güvenliğinin ve bağımsızlığının en vazgeçilmez ve ihmal edilemez alanlar olduğunu çok hızlı görmemiz gerekir.
Yaksa bilinmelidir ki ekonomisi iflas eden, tarımı biten ve adaleti yerlerde sürünen bir ülke tek kurşun atmadan teslim alınır.
Ve mazallah sadece güvenlik politikaları ile dünyanın dört bir yanına dağıttığınız cesur vatan evlatlarını, günün sonunda vatan topraklarını savunmak için mecbur kaldığınızda geri toplamakta çok zorluk çekeriz.
Çözüm?
Partizanca, o tarikattan bu cemaattan olsun bizden olsun, bizim partiden olsun okul dernek arkadaşlarımızdan olsun bizden olsun diyerek ehliyet ve liyakattan uzak ahbab çavuş yaklaşımı ile bakanlıklar ve bakanlık kadrolarının paylaşılmasının önümüze getireceği ölümcül belayı bizim görüp söylememizin elbette pek bir önemi ve faydası olmayacaktır.
Bu gerçeği görmesi gerekenler elinde bugün yetkisi olan makam ve kadrolardır.
Cesaretle yürütmeyi doğru bilgilendirmeleri ve yanlışları, yetersizlikleri korkusuzca söylemeleri gerekmektedir.
Türkiye’nin ehil kadro ve alan uzmanı eksiği yoktur ve hatta fazlası vardır.
Hala yaşadığımız ve muhtemel yaşayacağımız belalardan kurtulunulmamasının tek sebebi kendi dinci siyasi çevresini “eşrefi mahlukat” kendi dışındakileri de “belhum adal” gören yürütmede mevzilenmiş oligarşik birkaç dernek ve cemaat yapılanmasının zincirlerinin kırılamamasıdır !
İnşallah emperyalizmin ekonomik kıskacından kurtulmak ve zaman kazanmak iddiası ile bu zincirlerin kırılmasında geç kalınmaz.
Çünkü 2016 sonrasında artık aynı tuzaklara tekrar tekrar düşmek “Abdülhamit özentisi siyasi taktik (!) olmaktan çıkar, finalde Ali Kemal olmakla yüzleşmek zorunda kalınır ki o zaman da kaybeden sadece iktidar değil bizzat “ devlet ve milletin” kendisi olur.
Allah’ın her yüzyılda zora düşünce Türk milletine bir ATATÜRK göndereceğinin garantisi yok !
Hakkı Şafak Ses